Türkiye’nin F-35 Projesine Katılım Aşamaları

Türkiye ilk olarak 1996 yılında ABD ile temaslarda bulunmuş ve görüşmeler sonrasında 5 milyon dolarlık bir ön ödeme gerçekleştirmiştir. Bu sayede erken aşamalardan itibaren proje hakkında bilgi sahibi olunmuştur.

İlk temaslar, Türkiye-ABD arasındaki siyasi ilişkilerin gergin olduğu 1990’ların ortalarına denk geldiği için süreç sekteye uğramıştır. Güneydoğu’da yürütülen iç güvenlik harekâtı ve Ege’de Yunanistan ile yaşanan sorunlar nedeniyle ABD zaman zaman Türkiye’ye silah satış ve transferlerinde örtülü ve açık ambargolar uygulamıştır.

Türkiye’nin F-35 Projesine Katılım Aşama

Bu dönemde dış politikada çoğu zaman tek başına askeri güce veya askeri güç tehdidine dayalı uygulamaları Ankara’yı Washington açısından güvenilirliği kuşkulu bir müttefike dönüştürmüştü. Sonuçta 1996 yılında Türkiye’nin F-35 uçakları için müşteri olma potansiyeli güçlü değildi.

Ancak 1999’da Kosova’ya yönelik NATO harekâtındaki siyasi ve askeri katkısı ve kısa süre sonra Helsinki’de AB adayı ilan edilmesi bu durumu değiştirmiştir. Zaten aynı yıl içinde Türkiye’nin projeye olan ilgisini tekrar resmen beyan etmesiyle projeye katılımın önü de açılmıştır.

2000 yılına gelindiğinde daha ılımlı bir zemine oturan siyasi ilişkilerin de etkisiyle dönemin ABD Savunma Bakanı William S. Cohen Türkiye’nin projeye katılımına onay verilebileceğini ima etmiştir. Ortaya çıkan bu ılımlı hava, Türkiye için Müşterek Taarruz Uçak Projesi’ne katılım bağlamında 1996 yılında ağırlığı hissedilen sınırlandırmaları ortadan kaldırmış ve iyimserliği artırmıştır.

Türkiye’nin F-35 Projesine Dahil Edilmesi

Yaşanan tüm bu gelişmeler sonrasında Türkiye, 2002 yılında projeye dâhil edilmiştir. Yaklaşık 1 milyar dolar yatırım yaparak projeye ikinci seviyeden ortak olması beklenen Türkiye, biraz da beklenmedik biçimde katılım payını 175 milyon dolar düzeyine çekerek üçüncü seviyeden katılımcı olmuştur. Ancak kısa süre sonra ABD ile Türkiye arasında 2003 yılında yaşanan 1 Mart Tezkeresi ve Çuval Krizi iki ülke arasındaki stratejik ortaklığı zedelediği gibi F-35 projesine katılımı ve sürecin akışını da olumsuz etkilemiştir.

Türkiye’nin F-35 Projesine Katılım Aşamaları

2005 yılına gelindiğinde hem siyasi krizler hem de programda yaşanan sıkıntılar, projenin üretim aşamalarının beklenenin çok gerisinde kalmasına neden olmuştur. 2005 yılına kadar F-35 projesinin müşterisi olma potansiyeli çok yüksek olan Türkiye, aniden bazı AB ülkelerinin gerçekleştirdiği “Eurofighter” projesi ile yakından ilgilenmeye başlamıştır. Türkiye’nin 120 uçak için teklif istediği bu projede İngiltere, Almanya, İtalya, İspanya’nın ardından eşit haklara sahip 5. ortak olarak yer alabileceği beyan edilmiştir.

Ancak Müşterek Taarruz Uçak Projesi ülkeleri karşısında olumsuz bir tutum takınmaktan kaçınan Eurofighter konsorsiyumu üyeleri, bu projenin F-35 projesinin alternatifi değil tamamlayıcısı olduğunu özellikle vurgulamıştır. Her iki projede de yer alan İngiltere ve İtalya örneklerine dikkat çekilmiştir.

2006-2007 yılları arasında rayına oturan ABD-Türkiye ilişkileri ve AB ile ilişkilerde yaşanan tıkanıklık Türkiye’nin nihai kararını vermesini kolaylaştırmıştır. Böylece Eurofighter projesine katılım seçeneği devre dışı kalmış ve ABD’nin de temasları sonucunda iki ülke arasında yeniden anlaşmaya varılmıştır. Bu arada ana üretici Lockheed nihayet Türkiye’nin maliyetin %50’si oranında sanayi payı beklentisini karşılamaya dönük ciddi öneriler getirmiştir. Bu kapsamda Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş.’ye (TAI) orta gövde üretiminden iş payı verilmiştir. 2007 yılında Türkiye’nin F-35 Projesine katılımına ilişkin niyet mektubu TBMM’de onaylanmıştır.

Türkiye F-35

Projede 2010 yılına gelindiğinde Türkiye’nin ilk aşamada 6 adet F-35A (geleneksel kalkma ve inme-CTOL) siparişi vermesi ve bu siparişlerin 2014’te teslimi beklenmekteydi. Ancak görev bilgisayarına erişimin kısıtlanması ve yerli mühimmat entegrasyonu konusunda ilerleme kaydedilememesi gibi bazı sorunlar süreci olumsuz etkilemiştir. 2011 yılında uçağın üretiminde bir nebze ilerleme kaydedilince Türkiye sipariş sayısını 2 adet olarak belirlemiş ve sipariş veren üye ülkeler arasında yerini almıştır. Ancak 2013’te toplanan Savunma Sanayi İcra Komitesi, uçakların harekât isterlerini öngörülen düzeyde karşılamadığı gerekçesi ile daha önce verilen 2 uçaklık siparişin askıya alındığını açıklamıştır.

Projeyi yürütenler, üretim aşamasındaki sorunların ciddi oranda çözülmüş ve maliyetlerin görece düşürülmüş olduğunu ifade ederek Türkiye’nin 2014’te siparişini kesinleştirmesi durumunda ilk uçakların 2017’de teslim edileceğini ve pilot eğitimlerinin başlatılacağını taahhüt etmiştir. Ancak geriye doğru bir okuma yapıldığında, 2002 yılı için taahhüt edilen (öngörülen) işlerin %65’i, 2012 yılı için taahhüt edilen işlerin ise sadece %15’i tamamlanabilmiştir. Bu veriler sipariş veren ülkelerin endişelerinin devam etmesine neden olmaktadır. 100 (+16 opsiyon) adet F-35A sipariş etmeyi planlayan, ancak 2011’de verdiği 2 uçaklık siparişi askıya alan Türkiye için de aynı durum geçerlidir.

Kaynak: dergipark.gov.tr – F-35 Müşterek Taarruz Uçağı Projesi ve Türkiye (Serhat GÜVENÇ)

Yorum yapın